Pazartesi, Ocak 29, 2007

yeni keşfim, geçte olsa; "I cant make me, butterfly boucher", klibide şahane ve "kördüğüm, mor ve ötesi", şarkının son bölümü insanı uçuruyor, bügünlerde sürekli dinlediklerim bunlar, ikiside harika. duvarda, bir gazete haberi "baharı bebek'te karşılayın" diyor ve içinde boğaz manzaralı bebek kahve'de oturan insanların fotoğrafı..

+ I cant make me, butterfly boucher
+ kördüğüm, morveötesi

Cuma, Ocak 19, 2007

ruhuma beklediğim tokat istemediğim yerden geldi; Hrant Dink öldürüldü, nasıl oluyor böyle şeyler hala, acı hemde pek acı, şaşkınım ve üzgün.

Salı, Ocak 16, 2007

kesif ya da saint-nazaire günlüğü

kesif'i okuyorum seneler sonra yine; enis batur'un fransa'da, atlantik kıyılarında, bir aylık sürede geçen, günlük ve mektuplaşmalarının bulunduğu ince kitapçık, benim değerlendirmeme göre okuyucuya yönelik cila niyetine sunulmuş bir eser, hoş bişey yani.
1999 ve 2001 yıllarında yaptığım okumaların üzerine tekrar bir keşif çalışması, işte bu okumadan bazı notlar. demiştim ve bitti kitap, işte tepecikler:
- enis batur'u anlamak bir dert bunu tekrar anladım, galiba 2-3 yıl sonra tekrar okumam gerekecek :)
- bana tanıdık gelen bir sahne, yaşayanınız vardır, biliyorum.
"Dün sabah, ben masamda çalışıyordum, Tül de arka odada resim yapıyordu. Birden ağlayarak yanıma geldi. Hemen anladım, karmaşık köklü gözyaşlarıydı bunlar: Burada olmaktan, kesintisiz birlikte olmaktan, kaosun ve huzursuzluğun uzağında olmaktan dolayı mutlu, bunlar biteceği, bunlar çok sonra bir gün biteceği için mutsuz, umutsuz olmak. Kaçılacak yer yoktur aslında. Nabız atıyor hep." sf. 23
- ve oğlu sarp'a yazdığı mektup. okuduğum günden beri hep aklımdadır, zevkli, uzun ve güzel bir paragrafı olmasına rağmen sizlere haksızlık edip sadece mottoyu aktaracağım buraya, belki kitabı okursunuz arada..
"Bir tek sahici hedef vardır: Kendi kendini ağır ağır, süreklilik içinde inşa etmek." sf.68

Perşembe, Ocak 04, 2007

eternal sunshine of spotless mind

bir çantam vardı, içinde pandoranın merakı ve tüm kötülükler, en dipte olan iyiliği saymıyorum bile tarih oldu çünkü. ben aslında artık kullanmadığım çantamdan ve üstüne koyduğum kutudan bahsetmek istiyordum, zaman bunuda yapıyormuş insana, yavaş yavaş bir duygusal arşiv sistemi ya da bir nevi mezarlık, yaşama alanın en görünmez köşesine atıyorum onları; belki neşeli, tüm güzelliğiyle hayatı hissettiğim anlar bakmak için, evet çantamın üstüne artık küçük bir kutu koydum ve kapadım, bakalım gelecek ne getirecek..

Çarşamba, Ocak 03, 2007

sinead o'connor ve yıldız tilbe

işte bunu seviyorum,
seneler sonra tekrar izlemek, insana zevk vermesinde ne yapsın
cnbce'ye bayılıyorum zaten ama e2'nin bana yaptığı en büyük iyilik
saturdaynightlive'ı tekrar izletmek oluyor herhalde
ve sinead o'connor'lı bölüm karşımda,
tekrar o bakışlar ve o ses, ürpertici
papanın resmini yırtması, anlayana..

aklıma nedense yıldız tilbe geldi, ilk çıktığı zamanlar o günler zırtpırt günaşırı köşeden bucaktan popçular çıkardı tabii önyargı ve gıcık olma hali had safhadaydı
tilbe'nin uyuşturucudan yakalanması ve birgün adliyeden çıkarken etrafındaki kameralara, insanlara aldırmaksızın "delikanlım"ı söylemesi beni etkilemişti; ne olursa olsun bu kadının kalbi var demiştim kendi kendime,ve ben kalbi olan insanları seviyorum..

neyse ben programı izlemeye devam edeyim,
henüz fotoğrafı yırtmadı, bekliyorum :)
göstermediler :(